2012 yılının en iyi korku filmleri


Daha önce En İyi 100 Korku Filmi adlı listesini yayınladığımız Best-Horror-Movies.com adresli site 2012 yılının en iyi korku filmlerini belirlemiş. Listenin sonunda yılın en büyük hayal kırıklığına neden olan filmler de yer alıyor.
2012 yılının en iyi 10 korku filmi
10. The Woman in Black
9. Ground Zero
8. Mother’s Day
7. The Devil Inside
6. The Snowtown Murders
5. Intruders
4. The Loved Ones
3. John Dies at the End
2. Sinister
Mansiyon: Asylum Blackout, The Barrens, ParaNorman, We Need to Talk about Kevin, Abraham Lincoln: Vampire Hunter
2012 yılının hayal kırıklıkları
1. Piranha 3DD
2. Zombie Babies
3. Stag Night of the Dead
4. Documenting the Grey Man
5. Elevator
İyi ama unutulur bu
Prometheus


paylaş:

stanley kubrick'in favori filmleri


“There are very few directors, about whom you’d say you automatically have to see everything they do. I’d put Fellini, Bergman and David Lean at the head of my first list, and Truffaut at the head of the next level.” -Stanley Kubrick (1966)

Favori filmleri:
I Vitelloni (Federico Fellini, 1953)
Wild Strawberries (Ingmar Bergman, 1958)
Citizen Kane (Orson Welles, 1941)
The Treasure of the Sierra Madre (John Huston, 1948)
City Lights (Charles Chaplin, 1931)
Henry V (Laurence Olivier, 1945)
La Notte (Michelangelo Antonioni, 1961)
The Bank Dick (W.C. Fields, 1940)
Roxie Hart (William Wellman, 1942)
Hell’s Angels (Howard Hughes, 1930)

Bunları da seviyormuş:
Abigail’s Party (Mike Leigh, 1979)
An American Werewolf in London (John Landis, 1981)
Beauty and the Beast (Jean Cocteau,1946)
Closely Observed Trains (Jiri Menzel, 1966)
Dog Day Afternoon (Sidney Lumet, 1975)
Eraserhead (David Lynch, 1977)
The Firemen’s Ball (Milos Forman, 1967)
The Godfather (Francis Ford Coppola, 1972)
Metropolis (Fritz Lang, 1926)
One Flew Over The Cuckoo’s Nest (Milos Forman, 1975)
Silence of the Lambs (Jonathan Demme, 1991)
Spirit of the Beehive (Victor Erice, 1973)
Texas Chainsaw Massacre (Tobe Hooper, 1974)
The Red Squirrel (Julio Medem, 1993)

Hayran olduğu yönetmenler:
Ingmar Bergman
Federico Fellini
David Lean
François Truffaut
Elia Kazan
Max Ophuls
Vittorio De Sica

Nefret ettiği film:
The Wizard of Oz (1939)

paylaş:

bazen çöp sadece çöp değildir

Bir grup sanatçı geri dönüşüm kutularından ya da çöplüklerden topladıkları çöpler ile kendi sanatlarını icra ediyorlar. Ortak noktaları çöpleri hammadde olarak kullanmaları.
Kimi çöpleri yığın halinde dizip gölgelerinden harikalar yaratıyor, kimi ise içecek kutularını yan yana getirip tablolar oluşturuyor.













paylaş:

sanat hammaddesi olarak gıda

Hong Yi adındaki sanatçı/mimar, gıdalardan kendi hayal dünyasındakileri sanata döküyor. Parametreleri basit, beyaz renkte bir tabak üzerine alakalı ya da alakasız gıdalardan figürler oluşturmak.

Kendisi Gezi Parkı Direnişine bu çalışmasıyla olmasa da farklı bir ürünüyle destek de vermiş.











paylaş:

the place beyond the pines (2012)

Yönetmen: Derek Cianfrance
Senaryo: Derek Cianfrance, Ben Coccio
Oyuncular: Ryan Gosling, Craig Van Hook, Eva Mendes, Bradley Cooper
Tür: Suç | Drama
Yıl: 2012
Süre: 140 dakika
Ülke: ABD
Dil: İngilizce, İspanyolca
Babadan Ogula (2012) on IMDb

Motor kullanmadaki kabiliyetini gezici bir panayırda tehlikeli gösteriler yaparak kanıtlayan Luke adındaki esas oğlan, şehirden ayrılmaya karar verdiği sırada bir süre öncesinde tek gecelik ilişki yaşadığı Romina ile karşılaşır. Yaşadığı ilişkiden bir oğlunun olduğunu öğrenen Luke, aynı kaderi oğlunun da yaşamasını istemediğinden şehirde kalıp ona babalık etmek ister. Bir süre olaylar tam da kurulmuş hayallerdeki gibi geçerken işler tümden karışır.
Romina başka biri ile ilişki yaşamaktadır ve Luke’un parası hiç de babalık yapmak için yeterli değildir. Tamirci olarak yanında çalıştığı patron ile soygun planı gerçekleştirirler. Neticede patronda fikir, Luke’ta hızlı motor kullanma yeteneği vardır.

Paranın tadı güzel geldikçe daha çok isteyen Luke yolculuğunda tek başına kalacak ve bir süre sonra da acemi polis memurunun köşeye sıkıştırması ve bir anda verilen kararla hayatı sona doğru yol alacaktır.
Avery adındaki acemi polis memuru başarısından dolayı bir taraftan kutlanırken bir taraftan kendini çirkin oyunların içinde bulur. Ve zekasının sonucunda yıllar sonra politikaya atılarak seçimlere katılır. Oğlu ile arasındaki ilişki bir zamanlar Luke ve oğlu ile arasındaki ilişkiden çok farklı olsa da çocuklar babalarının hayatlarından etkilenir.
Kuşak kuşak ilerleyen film, vicdan üzerine yoğunlaşıyor. İnsanda tebessüm bırakan sahneleri ile içimizi ısıtırken çoğunlukla iç burkan detaylarıyla yüreğimizi acıtan bir yapıya sahip. Blue Valentine ile sahiplenme duygusunu işleyen yönetmen Derek Cianfrance, bu hisleri olabildiğince ağırlaştırarak karşımıza çıkarıyor.
İnsan hayatının alınmış kararlarla nasıl yön bulacağının anlatıldığı film başarılı oyunculuklarla da şahlanıyor.

paylaş:

the grandmaster (2013)

Yi dai zong shi
Yönetmen: Kar Wai Wong
Senaryo: Kar Wai Wong
Oyuncular: Ziyi Zhang, Tony Leung Chiu Wai, Chen Chang
Tür: Aksiyon | Drama
Yıl: 2013
Süre: 123 dakika
Ülke: Hong Kong, Çin, ABD
Dil: Çince, Japonca
Yi dai zong shi (2013) on IMDb

Çinli yönetmen Wong Kar Wai’nin Berlin Film Festivali’nde ilk gösterimi olan yeni filmi The Grandmaster, dövüş sanatlarının yaygınlaştığı yıllarda bu alanda hünerleri tartışılmaz olan bir adamın hayat hikayesini konu ediniyor. O yıllarda süre gelen Japonya-Çin savaşı durumu zorlaştırıyor ve yaşam mücadelesi tahminden daha zahmetli oluyor.
Wong Kar Wai mükemmel işlere imza atmış bir yönetmen. In the Mood for Love, 2046, Chungking Express gibi unutulmaz filmleri var. Estetiğin beyazperdede hayat bulmuş hali de diyebiliriz filmleri için. Bu özelliğini The Grandmaster’da da yineleyen yönetmen görsel bir şölen sunuyor izleyicisine.


Kung Fu’nun tarihçesi ve öğrenilme biçimleri ile inceliklerini izlediğimiz, kimi zaman duygusallığın ağır bastığı sahnelerle hüzünlendiğimiz kimi zaman da aksiyon dozunun kesinlikle estetiğe bulandığı sahnelerle heyecanlandığımız sahneler ile film yönetmenin adına yakışır bir tutum sergiliyor.
Fakat, her ne kadar yönetmen iyi, filmin görselliği ve işleyişi çarpıcı olsa da izleyicide oluşan beklenti ile ağır eleştirilere kurban gidebilme gibi bir özelliği de bulunuyor filmin. Uzun yıllar yeni bir film isteğine yanıt vermeye usta bir yönetmenin festival sonrası muazzam bir yorumlara sahip olması beklenirken, film hakkında çok da bir açıklama bulunmayışı izleyiciyi hayal kırıklığına sürükleyebiliyor.


Çok da emin olmamakla birlikte 2012 de gösterilmesi planlanırken yönetmenin hep daha iyi bir ürün verme çabasıyla bir yıl daha gözden geçirdiğini okuduğumuzda ise haliyle beklenti olabildiğince yüksek olabiliyor. Üzerine bir de yönetmenden hiç de alışık olmadığımız bir dövüş filmi gelmesi, konunun biraz havada kalışı, filmi bir anda gözümüzde düşürüyor.
Olaya ne yönden bakıldığına bağlı olarak eleştiriler yön değiştiriyor. Tek başına incelendiğinde unutulmaz bir festival filmi diyebiliriz kendisi için. Yönetmenin çetelesini kontrol ettikten sonra ise eleştirmen ve izleyiciyi ikiye bölecek bir yapıya sahip olduğunu ifade etmeliyiz. Bu yönüyle bile aslında kült olabilecek bir film.


paylaş:

the rules of attraction (2002)

Yönetmen: Roger Avay
Senaryo: Bret Easton Ellis (kitap), Roger Avay
Oyuncular: James Van Der Beek, Shannyn Sossamon, Ian Somerhalder
Tür: Komedi | Drama | Romantik
Yıl: 2002
Süre: 110 dakika
Ülke: ABD, Almanya
Dil: İngilizce, Almanca
The Rules of Attraction (2002) on IMDb

Bret Easton Ellis’in kitabından Roger Avary’in yönetmenliğinde sinemaya uyarlanan film tadı damakta kalan gençlik filmlerinden biri.
Camden adındaki bir kolejde mottosu seks, uyuşturucu ve rock ‘n roll olan bir grup genç, bunların içinden biseksüel bir erkek, bekâretini doğru insana vermek isteyen bir kız, kolej parasını çıkarmak için torbacılık dahi yapan diğer erkek. Aralarında oluşan aşk üçgeni kafaları güzel gençlerin hayatlarını tümden değiştiren hiç de akıllarına gelmeyen bir his.
Filmin ana karakterleri mutsuzluktan boğulan öğrenciler, üst tabaka insanların tüketim toplumundaki görevleri ve gereksizlikleri.
Hayatları çok da istedikleri gibi gitmeyen gençlerimiz süre gelen zamanda planlanan partilerde anı yaşarken geri planda kalmış ama her daim orada bulunan silik karakterlerin de hayatlarını etkilediklerinin farkına varamıyorlar.


Olayların neden bu şekilde gittiğine çok da kafa yormadan kendilerini mutlu etmeye çalışsalar da onlar için yazılmış kadere boyun eğmek zorunda kalıyorlar. Yaprak misali rüzgarın yumuşaklığına bırakıyorlar kendilerini arkada büyük umutlarını bırakarak, neticede artık hiçbir şeyin çok da önemi kalmamıştır, olan olmuş, biten bitmiştir.
Belki hayatınızın filmi olmayacak The Rules of Attraction, iyimser olup kült bir filmdi de demek abartıya kaçabilir. Söylenebilecek doğru bir söz varsa kötü bir film olmadığı. Abartılı olmayan oyunculuklar, çekimindeki güzellikler, olayı kabulleniş şekilleri, bazen de kadraja sığamayan estetik. Olabildiğince gerçekçi diyaloglar da filmi yücelten özellikleri, müzikleri de unutmamak gerek.

paylaş: