aslında hayat çok da güzel olabilirdi


Yaşam köprüsünde yürüyorum, elimde dünümden kalmış yarınlarım ve ceplerimin delik olduğunu elimdekileri düşürmemek için cebime koyduğumda anlıyorum. Dost denilen kavramın farkına varmadan üzerinde gezdiğim köprüden kendimi aşağılara bırakmasaydım hala kendim olabilirdim. Ne yarınlarım düşerdi ne ben ölürdüm.
Tütün buruşukluğunda çarşafların içine sarılmasaydım eğer, kendini bilmez insanların diş kovuklarında dumana dönüşmezdim. Hala nefes alırdım istemsiz hareketlerle ve hala kaburgalarım kalbimden rahatsız feryat ederdi beynime.
Uzun gecelerin ardından gelen pişmanlıklarıma biraz olsun kulak verseydim, keşkelerime yenik düşmezdim hiçbir zaman. Ağlamazdım da.
Aslında hayat çok da güzel olabilirdi.
Küçücük bir evin ortasında, benim gibi yalnız kalmış bir ampulün altında oturup, zaman kavramının keşmekeşinden bir haber, elimde sigaramla, keyif denilen olguya vanilyalı krema sürüp parmaklarımı yalar, yorgunluğumdan nasırlaşmış ayaklarımı en güzel şiirlere konu edip kurallara kafa tutardım. Yalnız olduğumdan değil aslında, kendimi bu kadar insanın arasında bulamadığımdan üzüntülerim, yapabilseydim, bulurdum kaybetmemek üzere yanı başımda duran kendimi.
Zor olmazdı bu kadar, Noel babanın kocaman göğüslü bir hatun olduğunu anlardım. İşte hayatı bu kadar basit zannederdim, ağlamazdım da.
Ama çoğu zaman insanın istekleri gerçekleşmiyor bu köprüde, insan, hiç fark etmeden çürüyen tahtanın üzerine basıveriyor, düşmemek için tutundukları, itebiliyor acımadan derinliklere insanı ve delik cepten düşen yarınlara yetişemeden bin parçaya ayrılıyor.
Ölmeseydim, gururla, bu sefer, onlar için ağlardım.
Tutunduğum insanlar, neyse…
paylaş:

insan postuna bürünmüş baykuş


Yalnızlıklar, çöl nakışlı bir serap. Susuzluğumdan içtikçe kuruyan çene kemikleri ve elle sayılabilen kaburgalar çatlamış vücutlarda. Her bir diş görünür gülüşlerde ve her iç çekişte büzülür dudaklar. Elinden tuttukça kaçan tenler, at koşturmaca, kedi-köpek, tavşan-tazı…
Tütsülenmiş yanakların elmalığından gelir cehennemliğimiz, korlardandır ayaklarımızın acısı. Islandıkça yapışkanlığı artar dilimizin ve terler yürür kasıklarımızda, kalbimiz dünden daha hızlı atar, geçmiş, beşiğimizde beslediğimiz hayvanımız.
Elimiz gezindikçe varoluşta, gittikçe yok olur gözkapakları, yakınlaştıkça karanlık, büyür kalbimizde uykular. İşaret parmağı değerse çatlamışlığa, aralanır ağzımız ve derin nefes alışlar. Kavun kokan arabanın içindeyiz, mevsimlerden kırmızı ve birkaç saniye sürecektir beklemeler. Radyodan süzülen parazitler, yan kapıdan bakan meraklı gözler ve gecelerden sarı olunca ellenen vites kolu.
Anlık göz kapayışımızda beynimizin karanlıktan sarhoşluğunu hissederken parmak uçlarımızda, titremelerimizi bastırmak için tırnaklarımızı geçirdiğimiz deri koltuklar.
Yalnızlık, büyük bir sürünün içinde, cızırtılar, meraklılar ve sarhoşluk uç noktalarda.
Yutkunmakta zorlanıyoruz, yutkunmanın bir şeyleri yanlış yaptığımızın ya da bir şeylerin ters gittiğinin kanıtı olduğunu hepimiz biliyoruz. Bildiğimiz halde yutkunuyoruz.
Laf geçirgenliğinden sivrisineklerin gazabını hissettikçe tenimiz, suçumuzun farkına varmadıkça, bildikçe geri dönüşlerin mezar taşlarını, açtıkça ellerimizi yüzümüz varmış gibi göğe ve kovaladıkça elini çekenleri, ıslanmaya devam edecek yanaklarımız, kokusu burun kemiğini kıracak, vücut kalıntılarımız uçuncaya kadar, biz kendimizden vazgeçecek ve sürünün içinde, yalnız, sadece bedenimizle kalacağız.
Kokulardan yeşili görüyoruz yollarda. İki seçenek gözümüzü çıkaracak. Ya yola devam edeceğiz, susuzluğumuza yenik düşüp, seraplara doğru kovalayacağız istediğimizi, isteklerimizi, frekansı değiştirip bir şarkı tutturacağız, eğleneceğiz belki de, kendimizi kandıracağız.
Diğerini seçiyorum.
Duruyorum.
Meraklı gözler boyunlarını elverinceye kadar çeviriyorlar yanımdan geçerken. Baykuşların insan postu giyebildiğini bilmezdim. Hep yanıldım hayatımda, bu kez yanıltmak için duruyorum. Yeşili tutsaklığa dönüştürüyorum. Kornalar çalınıyor arkamda, selektörler, küfürler de tabii. Ben hayatı seçiyorum. Kendi bedenimin postuna bürünüyorum. Yere düşen yüzlerimin üzerinde söndürüveriyorum sigaramı.
Cısss.

paylaş: